Boğulmamak İçin (George Orwell)

Kapının üstünden eğilerek orada bir süre dikildim. Yalnızdım, yapayalnız. Ben tarlaya bakıyordum, tarla bana. Hissediyordum – bilmem anlar mısınız?
Hissettiğim şey bugünlerde o kadar alışılmadık ki, kulağa budalalık gibi gelecektir. Mutlu hissediyordum kendimi. Sonsuza kadar yaşamayacağımı bilsem de buna hazırdım. İsterseniz baharın ilk günü olduğu için öyle bir duyguya kapıldığımı söyleyin. Mevsimin cinsel ifrazattaki etkisi ya da ona benzer bir şey deyin. Ama mesele bundan ibaret değildi. Hayatın yaşamaya değer olduğuna beni ikna eden şey, ister inanın ister inanmayın, çuhaçiçeklerinden veya çitin üstündeki taze goncalardan çok kapının yanındaki şu ateş artığıydı. Sakin bir günde odun ateşinin nasıl olduğunu bilirsiniz. Beyaz küle dönmüş dallar hala dal biçimini korur ve külün altından canlı bir kızıllık seçilir. Kızıl korun insana daha canlı gelmesi, hayatın duygusunu canlı bir şeyden daha fazla vermesi ilginçtit. Onda bir şey var, bir tür yoğunluk, bir titreşim… tam kelimeyi bulamıyorum. Ama size canlı olduğunuzu hatırlatan bir şey. Öbür her şeyi fark etmenizi sağlayan tablodaki püf noktası gibi.

Derken rasgele bir görüntü, ses veya koku ama özellikle de koku sizi bir anda alıp götürüyor ve o zaman da geçmişi hatırlamakla kalmıyor, içine giriyorsunuz.

Yapmak istediğimiz şeylerin hep yapılamayacak şeyler olduğunu düşünerek hayatımızı geçirmemiz tuhaf değil mi?

 

Outliers (Çizginin Dışındakiler)

“Yılda 360 gün yataktan güneş doğmadan önce kalkabilen hiç kimse ailesini zengin etmekte başarısız olmaz.”

Jobs Hewlett-Packard’daki bilim adamlarının akşam sohbetlerine katılıyordu. Sohbetler elektronikteki son ilerlemelerle ilgiliydi ve Jobs kişiliğinin ayırt edici bir özelliği olan bir tarz ortaya koyarak Hewlett-Packard mühendislerinin yakasına yapışıyor ve onlardan ek bilgiler sağlıyordu. Bir keresinde yedek parça istemek için şirketin kurucularından Bill Hewlett’ı bile aradı. Jobs sadece istediği parçaları edinmekle kalmadı, yaz için bir iş koparmayı da başardı. Bilgisayar üretilen bir montaj hattında çalıştı ve öylesine büyülendi ki kendi bilgisayarını tasarlamaya çalıştı…

Bugüne kadar çocukluğunda bizim ailedeki kadar yoksulluk yaşamış biriyle hiç karşılaşmadım, diyor Chris Langan. Birbirinin eşi bir çift çorabımız bile yoktu. Ayakkabılarımızın altı delikti. Pantolonlarımızda yırtıklar vardı. Sadece birer kat giysimiz vardı. Erkek kardeşlerimle banyoya girip küvette giysilerimizi yıkadığımızı ve bunu yaparken çırılçıplak olduğumuzu anımsıyorum, çünkü üzerimize giyecek başka bir şey yoktu.

Pratik, iyi bir noktaya geldikten sonra yaptığınız bir şey değildir. Sizi iyi bir noktaya getirmesi için yaptığınız bir şeydir.

Herhangi bir şeyde çok iyi, gerçekten iyi olabilmeniz için en az 10 bin saat alıştırma yapmanız gerekir.

Psikologlar üstün zekalıların kariyerlerine ne kadar yakından bakarlarsa, doğuştan yeteneğin oynadığı rol o kadar küçük, hazırlığın oynadığı rol ise o kadar büyük görünüyor.

 





Steve Jobs (Walter Isaacson)

Bu sabah yeni bir kargo aldım. Kargonun içeriğinde ise Steve Jobs kitabı vardı.

Bu değerli kitap,
Twitter üzerinden takipleştiğim, kendisi de bir Apple hayranı olan ingilizce öğretmeni Fatih Ekrem Bahadır hocamın bir armağanı.

Hediye almak güzel.
Hediyenin kitap olması ayrı bir güzel.
Kitabın Steve reis olması apayrı bir güzel. 🙂

Buradan kendisine çok çok teşekkür ediyorum.

Güzel insanlar hala var…

 





Pinokyo

Ertesi gün Ateşyiyen, Pinokyo‘yu bir köşeye çekip sordu:

-Babanın adı ne?

-Geppetto.

-Ne iş yapıyor?

-Yoksul.

-Çok kazanıyor mu?

-Cebinde beş kuruş olmayacak kadar çok. Düşünün, bana alfabe alabilmek için sırtındaki tek ceketini satmak zorunda kaldı; yamalar içinde, yürek yarası bir ceketti bu.

 


*Fotoğraf; @darzamanlar