Durdukça Büyüyen Küçük Meseleler

Hepimizin hayatını her gün birkaç kez kabusa çeviren, öfkemizi ayağa kaldıran, canımızı aksaklıklara, eksikliklere bakalım mesela, aslında azıcık özenle ve gayretle çözülebilir o meselelerin hepsi. Ama biz büyük oynamayı seviyoruz, büyük hedefler kovalamaktan hoşlanıyoruz, hepimizi üzen, kızdıran, hayatımızı aksatan şeyleri bir düzene kavuşturmak konusunda gayret göstermek işimize gelmiyor. Küçük işlere küçük insanlar bakar, biz büyük işlerin insanlarıyız diye düşünüyoruz belki de. Oysa büyük işlerin başarılması için önce küçük küçük adımlarla bir düzen ortaya çıkarılması gerekiyor, işleyen bir yapı kurulması, boşlukların doldurulması lazım geliyor. 100 metre yarışçıları gibiyiz, patlayıcı gücümüzle iş görelim istiyoruz. Maratonlara yetecek ne sabrımız var, ne de herhangi bir şeye uzun zaman ilgi gösterecek, emek verecek, öğrenip uygulayacak bir sebatkarlığımız… Biraz kolaycıyız, biraz heveskar, biraz tez canlı belki ama daha çok da ayran gönüllüyüz. Devasa otomasyon yapıları kurup her gün her gişede hat kesintileriyle boğuşmak neyin nesidir mesela? Devasa yollar, köprüler, tüneller yapıp her gün kullanmak zorunda olduğumuz yolları adeta mayın tarlasına çeviren çukurlardan, kazılardan, kanalizasyon kapaklarından arındıramamak nasıl izah edilebilir? Bilmem ne kadar yüksek hızda fiber internet sağlayıcıların şehrin ortasındaki filanca muhitte ‘altyapımız yok’ mazeretleri kabul edilebilir mi? İnternet çok hızlı ama altyapı kağnıdan yavaş; bunun bu şekilde ne anlamı var değil mi? İşte bu tam bize özgü bir ‘kel başa şimşir tarak’ manzarası! Başka bir örnek; filanca AVM’den pek tanınmış bir mağazadan bir ürün alıyorsunuz… Mesela bir karyola, bir kitaplık, bir avize ya da başka bir şey… On günden başlayarak bir aya kadar uzayan bir tarih veriyorlar. Neden? İstediğiniz ürün kıtalar ötesinden, mesela Japonya’dan, Avustralya’dan, Antarktika’dan filan gelmiyor, birkaç yüz kilometre öteden, yine bu ülkenin başka bir şehrinden geliyor.

Uzatmayalım… Gelişmek güzel bir şey… Ama belli bir emek, dikkat ve düzen gerektiriyor. Ben yaptım oldu diyerek olmuyor. Geçmişte büyük medeniyetler, hem ihtişamlı, hem tıkır tıkır işleyen yapılar kurmuş bir toplumun bugün hem büyük bir dinamizm sergileyip, hem de sürekli kendi paçasına dolanması çok anlaşılabilir bir şey değil… Her şeyi bir arada düşünecek sebatkarlığı geri kazanmamız lazım, aksi halde hayata birçok yeni imkanlar eklememize rağmen her geçen gün daha fazla sıkıntıyla, aksaklıkla boğuşmaya devam edeceğiz. Çünkü gelişme dediğimiz şey, belli bir düzen içinde ilerlemezse kargaşayı da beraberinde getiriyor.

-Gökhan Özcan


Yazının tamamı ve kaynak için; buraya!